29 12 2011
28 12 2011
Wilson Palacios ve Stoke City Maskotu
Stoke City - Aston Villa maçının öncesinde sahada "neşeli hareketleriyle" seyircileri mest etmesi beklenen Stoke City'nin bebek maskotu, çıldırırcasına ağlamış. Wilson Palacios ne kadar güldürmeye çalışsa da işe yaramamış. Olmayınca olmuyor işte. Elektrik meselesi. Anlaşılan maskot gününde değildi..
27 12 2011
Madde madde #48
- Eskiden sık sık yazardım madde madde. İkilemelerim de hiç eksik olmazdı, bol bol yapardım. Yavaş yavaş yazayım o halde.
- Yaşamı ciddileştirmek, sakinleştirmek ve sağlamlaştırmak adına bir takım kararlar alıyorum şu sıralar. Çalışmakta olduğum sektöre bir süre, belki de temelli veda edeceğim gibi görünüyor bu vesileyle. Zira İstanbul veya Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisans (tabii ki tarih) yapma gibi bir idealim var. Bu elbette çalışmama mani değil ancak çalışma alanımı farklılaştırabilirim. Yayınevi, televizyon, radyo, dergi, gazete. Hayatta her şey bizim için. "Seviyorum dünyayı yüzer metre arayla" demiş şair. Her yüzer metre arada esas olan hayatta neler yapmak istediğimizi bilebilmektir. Her fırsatta "Doğru yolda yürüyor muyum?" diye kendinize sorarsanız, daima doğru hareket eder doğru yaşarsınız.
- İnsanın çevresine, içinde sıklıkla bulunduğu ortamlara dikkat etmesi gerekiyor. Mesela bazen elinizde bir çay (tercih meselesi) alıp düşünmeniz gerek. "Bu ortamda mı kalmalıyım, yoksa ortamımı değiştirmek için bir şeyler mi yapmalıyım?" diye. Cevabınız aksiyona yönelikse aksiyona geçmelisiniz. Boşvermişlikle veya bezmişlikle elde edilecek tek şey hayal kırıklığıdır. "Keşke" diyerek geçmişe dönüp bakıyorsan bitiksindir. "Vah vah"tır, "Çok yazık"tır.
- Lüzumundan fazla uzayan her türlü hadise insanı yorar. "Bu iş çok uzadı" diyorsanız o işi orada bitirmelisiniz. "Kısa kesmeli"siniz. Hayat, sadelik ve basitlikle güzelleşebilir. Uzayan her şeyi kısaltın, zorlaşan her şeyi basitleştirin, süslü olan her şeyi sadeleştirin. Sonrası "iyilik güzellik".
- En yakınımda dönen dolapları görünce, lunaparktaki dönme dolapların ne kadar masum olduğunu anlıyorum. Masumiyet dediğimiz şeyin bittiği bir devirdeyiz.
- En güvendiğimiz, en "doğru, düzgün" diye sıfatlandırdığımız insanların yamukluklarını görünce, marangozlara haklarını teslim etmek gerekiyor.
- Murat Menteş, "Deplasmanda Plasebo" adlı muazzam şiirinde ne güzel söylüyor: "Allah'ım bizler senin falsolu kullarınız, ne olur bizlerden razı ol"..
23 12 2011
Havaya havaya eller eller havaya!
Tribün Dergi'nin Facebook sayfasında paylaşılan birbirinden güzel fotoğraflardan biri. Borussia Dortmund taraftarı ellerini havaya kaldırmış, her zaman olduğu gibi coşkuyla takımlarını destekliyorlar. Bundesliga'da en beğendiğim tribündür Borussia Dortmund tribünü.
22 12 2011
"Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın. Gördüğünüz zaman da istersiniz."
"Galatasaraylılar beni iyi bilir, ben de Galatasaraylıları iyi bilirim. Orada çok deneyimimiz var. Galatasaray Avrupa'ya alışkındır ve Avrupa kupalarında olmalıdır. Çok büyük başarıları da vardır. Bu niyetle yola çıktık. Bu stada Avrupa kupası maçları yakışır. Ümit ediyorum seneye Avrupa kupalarında oluruz, olmak için çalışıyoruz. Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın. Gördüğünüz zaman da istersiniz. Galatasaraylıları böyle anlamak lazım. Hiç yenilmeden şampiyon olan takım gördüler, Real Madrid'e karşı Süper Kupa kazanan takım gördüler. Şampiyonlar Ligi gruplarında başarı gördüler. Benim hülyalarım, benim rüyalarım dünyadan daha büyük. İnsan hayal etmeden yaşayamaz."
Carlo Zampa: "Go Go Go Go Goooooool!"
Pablo Osvaldo'nun attığı Roma'nın 2.golünden sonraki Carlo Zampa tepkilerine dikkat.
19 12 2011
Napoli 1 - 3 AS Roma
Roma'nın bu galibiyete fazlasıyla ihtiyacı vardı ki Napoli deplasmanından kimse bu kadar rahat bir skorla döneceklerini de tahmin edemezdi. İddaa'da Napoli'ye banko gözüyle bakanlar büyük karambole gelmiş oldular. Pablo Osvaldo, Vucinic'ten sonra Roma'nın aradığı kan. Lamela ise 10 yıl oynar bu takımda. Geldiği günden beri hayranlıkla izliyorum 19 yaşındaki Arjantinliyi. Ancak artık Perrotta, Taddei gibi adamların yerine daha günümüz futboluna uygun kanat oyuncuları olsa çok daha güzel olur diye düşünüyorum. Devre arası bunun için bulunmaz nimet. Luis Enrique'ye dönecek olursam, zaten beklenti yoktu. Hayal kırıklığı demek de yanlış olur. Şampiyonluğa hasreti büyük olan Roma'nın başında çok daha tecrübeli bir adam olmalı. Meli, malı'yla da olmuyor bu işler tabii..
Sevilla 2 - 6 Real Madrid
Güzel goller var. Di Maria'yı izlemek de büyük keyif. Hem asist yapıyor hem gol atıyor. Ronaldo'nun olduğu bir takımda kendini fazlasıyla gösterebiliyor. Benzema'nın yerine oyuna giren Hamit Altıntop 88.dakikada golünü atıyor, golden sonra Mourinho kendinden geçiyor. Üstelik gol de tabiri caizse beleş gol.
18 12 2011
14 12 2011
11 12 2011
In Selçuk İnan We Trust
Okuduğum en güzel maç sonrası yazılarından biri ise:"Bu oyundan ayrılmak isteyen ESC (Elmander, Selçuk, Ceyhun) tuşlarına bassın."
İki de teknik direktör yorumu eklemek güzel olur:
Fatih Terim: "Fenerbahçe maçındaki on biri sahaya sürmemdeki amaç, oyunumuzu her yerde oynayabileceğimizi göstermekti."
Mustafa Denizli: "Galatasaray sadece galip gelmiyor, sahada karşısında bulunan takımı eziyor."
09 12 2011
08 12 2011
Galatasaray 3 - 1 Fenerbahçe
Fenerbahçe maçlarını Özhan Canaydın döneminden bu yana evde izlemeyi "totem" haline getirmiş ben, ajanstan Fenerbahçeli bir dostumu da misafir etme isteğiyle planımı yapmıştım. Dün 18:15 gibi işten çıktık ve Şişhane metrosundan Maslak istikametine doğru yolculuğumuz başladı. Maç günleri yaşanan rezillikten bahsetmekte fayda var. Metroda sefer sayılarının maç günü sıklaştırılması gerekiyor. Bunun başka çözümü falan yok. Ne nefes almak için ne de ineceğiniz durakta inebilmek için boşluk olmuyor vagonlarda. Özellikle derbi maçlarda -Allah göstermesin- facia bile yaşanabilir. Geçelim son yılların özellikle biz Galatasaray taraftarları adına en keyifli derbisine. Bu maçtan çıkan fotoğraflar da birbirinden güzel, sıklıkla paylaşacağım.
Gerek metrodaki yoğunluk gerek yağmur düşünce yaşanan berbat İstanbul trafiği dolayısıyla maçın ilk 25 dakikasını izleyemedik. Yani aslında maçın en çıldırtan 25 dakikasını da izleyememiş olduk. Sonra özetlerden gördük ki Galatasaray özellikle Baros ve Elmander'le bulduğu pozisyonları gole çevirseydi, evet belki çok basit bir bakış açısı ama 7 Aralık'ta 7 olması muhtemelmiş. Fenerbahçe defansının çok kötü olduğundan bahseden Fenerbahçeli dostlarıma şimdi daha çok hak vermeye başladım. Lugano'dan sonra böyle bir düşüş olması gayet doğaldı. Bilica'dan o boşluğu kapatmasını beklemek ise mucize. Fatih Terim hem Semih Kaya'yı hem de Emre Çolak'ı derbide ilk 11'de çıkartarak gençlere ne kadar önem verdiğini bir kez daha gösterdi. Her iki oyuncu da tam puanlık maç çıkardı, özellikle Emre Çolak neredeyse kusursuz oynadı. Genel olarak tek eksikliği fiziksel güçsüzlüğü ve duran toplardaki acemiliği. Derbilerde görev verilip bu görevin altından gayet başarılı bir şekilde çıkan oyuncuların sonraki dönemlerinde ne kadar verimli oldukları da sıkça gördüğümüz bir durum. Hem Emre hem de Semih Türk futboluna büyük faydalar sağlayacaktır.
Bir Galatasaray taraftarı olarak en korktuğum şey Fatih Terim'in ilk 11'inde tek forvet ve Ayhan Akman'ın olacağı konusuydu. Nitekim hem Baros'u hem de Elmander'i sahada görmek, üstüne Ayhan'ın yedekler arasında oturduğunu öğrenmek sevindirici olmuştu. Eboue ve Melo'nun bu yıl yabancı transferler arasında en iyileri olduğunu söyleyebilirim. Elmander'i sevmeme rağmen hala ısınamadım, çok ağır gibi geliyor bana ama tekniğine çok güveniyorum. Eboue'nin attığı golde bireysel yeteneğine baktığımızda Premier Lig'den ne çok şey öğrendiğini ve bir sağ açık hatta sağ bek oyuncusunun neler yapması gerektiğini görebiliyoruz. Golden hemen önceki soğukkanlı çalımı, üzerine düzgün vuruşu harikuladeydi. Yine Bilica'nın yaptığı gereksiz hatadan sonra Elmander'in topu alıp önce sağına bakması, hem defansı hem de Volkan'ı bu şekilde şaşırtması da yine kendi tekniğine çok yakıştı. Vuruşu da düzgündü ancak Volkan kurtarabilirdi. Burada çok az da olsa yağmurlu hava ve şans faktörü devredeydi Galatasaray adına.
İlk yarı 2-0 bittikten sonra ikinci yarıya biraz tutuk başladı Galatasaray. Fenerbahçe'de Emre ve Bienvenu'nun yerine Semih ve Stoch'un girmesi itici güç oldu. Ofansif anlamda da biraz kendine gelmiş oldu Aykut Kocaman'ın ekibi. Ancak Galatasaray'ın hem defansı hem de orta sahası diriliğini kaybetmeyince pozisyon bulmakta zorlandılar. Özellikle Galatasaray defansının ofsayt taktiğindeki şaşırtan becerisi ve alan savunmasındaki kusursuzluğu benim dikkatimi çekti. Bazı pozisyonlardaki gibi maç boyunca adam adama oynansaydı, tehlikeli pozisyonlar Fenerbahçe adına bol miktarda olabilirdi. 65.dakikada Galatasaray'ın attığı 3.golde Selçuk İnan faktörünü görmek lazım. Aynı köşeden kornerleri Emre Çolak kullanmıştı maç boyunca ve etkisiz olmuştu. Selçuk kullandı, kafa vuruşu için "havalanan" Melo'nun bacaklarına çarpan top direkt kaleye girdi. Galatasaray'da kornerleri kesinlikle Selçuk İnan ve Riera kullanmalı diye düşünüyorum. Galatasaray'ın yediği ve Fenerbahçe'nin attığı tek golde Hakan Balta'nın kondisyonunun tükenme evresini görebiliriz. Karşısında diri olan Stoch'u savunamayınca, Stoch da sağ kanattan Alex'i harika görünce lüzumsuz bir gol yenmiş oldu. Ancak centilmenliği ve gayet keyifli olmasıyla tarihe geçecek olan bu maça elbette tüm goller yakıştı. Maçın adamı olarak Melo'yu seçiyorum. Bence hem ofansif hem de defansif görevini kusursuzca yaptı. Onun dışında Elmander ve Eboue de harika oynadı. Hayal kırıklığına uğratacak kadar pasif görünen ise Selçuk İnan oldu bence. Muhtemelen Aykut Kocaman onu iyi kapatmayı düşündü ama kendi takımından Alex'in de kusursuzca kapatılabileceğini hiç düşünememiş olsa gerek.
Galibiyete, tartışmasız olarak hak eden taraf Galatasaray ulaştı ve lider oldu. Ancak bu yıl itibarıyla play-off usulüne dayanan ligimizde bu liderliğin bir önemi yok. Bu play-off sistemi kaliteyi alçaltır mı yükseltir mi bilemem ama derbilerin önemini asla düşüremeyeceği kesin. Hafta sonu hem Fenerbahçe hem de Galatasaray zorlu 2 deplasmana gidecek. Fenerbahçe, bu sene yalpalayan ve ligde 10.sırada bulunan Bursaspor ile oynayacak. Galatasaray ise 21 puanla 7.sırada yer alan Trabzonspor'a gidecek. 3.sıradaki Beşiktaş da hemen dibindeki Manisaspor'a misafir olacak. Futbol adına çok güzel bir hafta başladı, çok da güzel biteceğini düşünüyorum.Yüzümüzü güldüren en büyük tutkumuza, renklerine ve asaletine aşık olduğumuza, bu temiz galibiyet için teşekkür ediyoruz.
07 12 2011
Win and let us dream!
Dün oynanan Olympiakos - Arsenal maçından harika bir koreografi. Maçı 3-1 kazanan taraf Olympiakos oldu.
Audi: Passion leaves its mark again
DDB İspanya'dan, 10 Aralık'ta oynanılacak Real Madrid - Barcelona maçına özel reklamı. Tek kelimeyle, şaheser.
Gripin: Sensiz Olmaz Galatasaray!
Pek sevdiğim Türk Rock grubu Gripin'in Galatasaray için hazırladığı "Sensiz Olmaz Galatasaray" adlı şahane marş.
05 12 2011
Del Piero'ya 8 dikiş
2-0'lık Cesena galibiyetinde Marco Rossi'nin müdahalesinden sonra yüzünden yaralanan Alessandro Del Piero'ya 8 dikiş atılmış. Kaptan, Vucinic'in yerine oyuna girmiş ve sadece 8 dakika sahada kalabilmişti. Del Piero bundan sonra 8 rakamından nefret etse hakkıdır.
Mesut Özil modeline devam
"Göçmen geçmişe sahip oyunculara DFB ciddiyet, motivasyon ve fırsat sağlayacak. Görünüşe göre bu nedenle şanslarını DFB ile denemek istiyorlar. Elbette oyuncu enflasyonu yaratmak tehlikeli bir durum, ama yeteneklerle karşılaştığımız sürece, fırsat yakalamak için savaşan genç oyuncular konusunda açıkgöz olacağız."Matthias Sammer
Almanya Futbol Federasyonu (DFB) Yöneticisi
Musallat 2
02 12 2011
Taş kağıt makas
Borussia Moenchengladbach'lı 2 oyuncu Reus ve Hanke, frikik kullanmak için aralarında taş kağıt makas oynuyorlar.
01 12 2011
Arda'dan siftah
Arda Turan, dün Atletico Madrid formasıyla ilk golünü attı. Şimdiden sonra artık rahatlayacağını ve bu yıl en az 10 gole ulaşacağını düşünüyorum. En azından temenni ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























