31 05 2010

Madde madde #43

- Epey oldu madde madde yazmayalı. Günler, haftalar, aylar kızılca kıyamet geçiyor. Geçicekse böyle geçsin be..

- Finallerin bitmesiyle evde okunmamış kitap, izlenmemiş film, üflenmemiş nota kalmayana dek sineye çekiliyorum. Faydalı olacağını umud ediyorum.

- Akdeniz karıştı. Bıçak sırtında günler geçireceğiz. Ülkemin talihi bu, birşey geldimi üstüste geliyor. Euro 2016'yı tuhaf biçimde kaybetme, peşinden İskenderun'da sırtından vurulan mehmetçik ve hemen sonra yardım gemilerine ateş açan bir İsrail. Fuzuli ne güzel söylemiş: "Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil"..

- Bi ara Bursa'ya gitmek istiyorum. Özledim memleketimi, eşi dostu akrabayı. Memleketimden okuyucu varsa -ki birkaçını biliyorum- selam olsun.

- Musluğun sadece sol tarafının açılacağı, 20 günde bir saç kesimi yapılacağı, bol bol uludağ limonata tüketileceği günler çabuk geldi. Yat zıbar ltd.

- "Öpüyorum gülüşünün tüm kıyılarını." (Murat Menteş / Korkma Ben Varım)


2010/11 Celtic ve Rangers formaları



Mourinho, resmen Real Madrid'de #2

4 gün önce belirttiğim gibi. Mourinho istediği gibi, arzuladığı takımda. 4 yıllığına..

***

"Real Madrid'i çalıştırmak için olup olmadığını bilmiyorum. Ancak teknik direktör olarak doduğum bir gerçek. Rekabeti seviyorum ve burda da beni bir rekabet bekliyor. Real Madrid tarihiyle çok büyük bir kulüp. Eşi benzeri olmayan bu takımda çalışmak benim kariyerim açısından da çok büyük bir adım. Ancak buraya şans eseri gelmedim. Kariyerimle burada görev yapabilecek kapasitede olduğumu kanıtladım.."

"Benim mentalitem sürekli kazanmaya yönelik. Real Madrid'de yıldızlarla dolu bir kadroya sahip. Benim öncelikli hedefim oyuncularımın da benimle aynı şekilde düşünmesini sağlamak. Kendime güvenim tam. Burada da büyük zorluklarla karşılacak olsam da başarılı olacağımdan eminim. Attığım dört yıllık imza kupalar kazanmak ve yeni bir takım yaratmak için fazla bile..."

"Ben kimsem oyum. Real Madrid Teknik Direktörü Jose Mourinho da iyisiyle kötüsüyle eski Mourinho'dan farksız olacak.."


Akdeniz'de; hainler ve lanetliler


Akdeniz'de adeta savaş çıktı. Bir yanda "nöbet değişimini" bekleyen hainler, diğer tarafta "insani yardım" nedir bilmeyen lanetliler. Güzel ülkem, yine bıçak sırtında günler geçirecek. Mühim olan bu günlerde dirayetli, kararlı ve en önemlisi de cesur olmak..


"Hatay'ın İskenderun ilçesinde Deniz İkmal Destek Komutanlığına teröristlerce roketatarla düzenlenen saldırıda şehit olan asker sayısı 6'ya yükseldi."

***

"İsrail'in 'Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım' kampanyası kapsamında Gazze'ye insani yardım malzemesi götüren 6 gemilik filoya müdahale ettiği, ilk belirlemelere göre 2 kişinin öldüğü, yaklaşık 30 kişinin yaralandığı belirtildi. Katar'dan yayın yapan El Cezire televizyonu, İsrail'in Gazze'ye yardım gemilerine düzenlediği saldırıda 9 Türk'ün hayatını kaybettiğini duyurdu."


29 05 2010

32 takımın dünya kupasına özel posterleri

Ajans; Wieden + Kennedy. Millet yapıyor, biz de böyle ağzımız sulana sulana bakıyoruz. Devamı şurada.


28 05 2010

Kiss French, Ride Italian

Flickr hesabı ve friendfeed hesabı derken blogu da geldi Vespa'nın. Geriye kalan 3-5 hayalimden biridir kendisi. Bilhassa yukarıdaki görselin ortasında yer alanın renginden. Seviyoruz seni, cân-ı gönülden..


İmparator, Serie A'ya geri dönüyor

Adriano Leite Ribeiro, nam-ı diğer "İmparator" artık Roma'da. Fotoğraf montaj ama haber doğru. Bonservis ücreti ödenmeden gelmesi güzel oldu. Yıllık 3.5 milyon euro kazanacak. Geçtiğimiz sezon boyu Flamengo'da 31 maçta 19 gol atmıştı. "İtalya'da işim bitmemişti" demiş. Toni'nin takımda kalmayacağı da kesin gibi. Mexes takımda kalacağına dair açıklmalar yapmış. De Rossi de mutlaka kalacaktır. Adriano beğendiğim, kalitesi belli olan sağlam bi adamdır. Tank gibi forvettir. Kafası karışıktır orası ayrı. Güzel takviye. Devamı gelirse, bu sezon Roma şampiyonluğun yine en büyük adaylarından olacaktır.


Bir oy farkla, Euro 2016 Fransa'da

Türkiye'nin yanı sıra İtalya ve Fransa'nın ev sahipliği yapmak üzere aday olduğu 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı düzenleyecek ülke bugün İsviçre'de yapılan toplantıda belli oldu. UEFA Başkanı Michel Platini, 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak ülkenin Fransa olduğunu açıkladı. Ülkemiz ev sahipliği oylamasında Fransa'ya 7-6 kaybetti. Gerçekten üzücü bir netice oldu. Ben açıkçası çok umutluydum.

***

"3. kez kazanamıyoruz. Müsaade edin de 3. sefer tepki olsun. Bu sefer artık bizim kazanmamız gerekir diye düşünüyorduk, ama olmadı. Ne yapalım, gençler devam eder bundan sonra. Kaybetmemizin çok çeşitli sebepleri var. Orada oy verenlerin 2 tanesi hariç hepsi Avrupa Birliği üyesi. Bir sürü siyasi faktör var.."

Şenes Erzik


27 05 2010

Mourinho, resmen Real Madrid'de

Yönetim kurulu toplantısından sonra konuşmuş Real Madrid başkanı Florentino Perez. Pellegrini döneminin sona erdiğini ve Jose Mourinho ile birçok konuda anlaştıklarını söylemiş. Mourinho'nun Real Madrid'den yıllık 10 milyon euro alacağı söyleniyor. Nefret ettiğim bir takımda en beğendiğim teknik direktörü göreceğim bundan sonra. Değişik olacak hissiyatlar.


"İçimdeki Juve aşkı bambaşka"

Marco Borriello ile takas edileceği söylenen Buffon, yaptığı açıklamayla dedikodulara son noktayı koymuş. Stadionews.it'e konuşmuş:

"Herkesin bildiği gibi benim Juventus ile özel bir bağım var. Birlikte olmaya devam etmek istiyoruz. Bu takım ve taraftarlarımız benim için çok önemli. Bu değer paha biçmek mümkün değil."


26 05 2010

Mourinho'nun gözyaşları



25 05 2010

Bursasporlu bir babaya mektup

A Milli Takım basın sözcüsü ve spor adamı Yiğiter Uluğ'un Bursaspor'un şampiyonluğu üzerine, spor kültürünü ve Bursaspor sevgisini miras aldığı rahmetli babası Yaşar Uluğ'a yazdığı mektubu buraya da almak, boynumun borcudur diyorum. Harikulade bir yazı.

***

Hatırlıyor musun babacığım, o akşam eve geldiğinde gözlerinin içi gülüyordu. "Bugün sevinmek hakkın çünkü Bursaspor gerçekten çok iyi bir takımı eledi. Yine de abartma, mahalledeki Göztepeli arkadaşlarınla alay etme sakın" demiştin. 70'lerin hemen başıydı. İzmir'de oturuyorduk ve Bursaspor, bir yıl öncenin kupa galibi Göztepe'yi yarı finalde penaltılarla elemiş, Türkiye Kupası'nın finalinde Eskişehirspor'la buluşmuştu. Hafta sonlarımız Altay'ın, Göztepe'nin, bazen de Karşıyaka'nın maçlarında geçerdi ama sen Bursaspor'u tutar, bu arada Adnan Süvari'nin Göztepesi ile Abdullah Gegiç'in Eses'ine çok özel bir hayranlık beslerdin. O takımlar modern futbolu Türkiye'ye tanıtmaya çalışan devrimcilerdi, senin gözünde... Ama Yeşil-Beyaz'ın yeri ayrıydı. 'Işıklar Askeri Lisesi'nin kalecisi' olarak tanındığın Bursa'da, sonraları da amatörce futbol oynamış, 60'ların başlarında Akınspor, Acar İdmanyurdu, Demirçelikspor, İstiklâlspor ve Pınarspor adlı beş amatör kulübün bir araya gelerek oluşturduğu Bursaspor'un ilk heveskârları arasında Pınarspor'da yer almıştın. Sonradan okuyup öğrenince anladım ki, o devir, yani sizin Bursa'yı futbol alanında temsil edecek birliği kurduğunuz günler, bambaşka günlermiş. Hem dünyada hem Türkiye'de... Bugünkü AB standartlarını ta o zamanlarda gündelik yaşamın erişilebilir çıtası haline getirmeye çalışan 61 anayasasıyla özgürlük rüzgârları esmeye koyulmuş, Anadolu'da kendini daha iyi ifade edebilme ve haritanın üzerinde bir yerlere koyma gayreti içinde olanlar, sporda, tiyatroda, müzikte, folklorde bir araya gelmeye başlamışlardı. Sen de askeri liseden sivil hayata dümen kıranlardan biri olarak, tutkunu olduğun oyunun, yaşadığın kenti anlamlandıran, aidiyet duygusunu güçlendiren bir şey olmasını arzuluyordun. 'Şehirli' ve 'sporcu' bir gençlik ateşiymiş sizinki...

ÜÇ BÜYÜKLERE İÇERLERDİN
Kurulmasının ardından, Bursaspor'un ikinci ligde geçirdiği sezonların sayısı bir elin parmaklarını bile bulmadı zaten... Mesut'lu, Ersel'li, Ahmet Tuna'lı ve çubuklu formalı takım kısa sürede birinci ligin de renkli ekiplerinden biri oluverdi. Sen en çok Mesut'a hayrandın, Mesut Şen'e... Onun çizgi üzerinde attığı çalımlara, yürür gibi adam geçişine, kalenin içine falsolu gönderdiği toplara... Milli Takım'ın bir İrlanda deplasmanında Mesut'un, bozuk parayı önce kösele ayakkabısının üzerinde sektirip, sonra da cebine sokması ve adamların aklını başından alması, en favori öykülerinden biriydi. Onun, futbol yaşamının sonbaharında Beşiktaş'a transfer olması, nasıl da üzmüştü seni, hatırlıyor musun? Üç Büyükler'in hemen hiç oyuncu yetiştirmeden, büyük bir açgözlülükle genç yetenekleri Anadolu kulüplerinin elinden koparıp almasına, sonra da onları büyük hoyratlıkla futbol tarihimizin çöp tenekesine göndermesine müthiş içerlerdin. Yetiştirenlere, kendi toprağından fışkıranlara, kısıtlı olanaklara karşın derleyip, toparlayıp takım edebilmişlere büyük saygın vardı. Bunun içindir ki Trabzonspor, şampiyonluk kupasını ilk kez İstanbul dışına kaçırdığında pek keyiflenmiştin. Ve durup durup, "Bir gün Trabzon'un arkasından başkaları da gelecek" derdin. Kimi kastettiğini anlar ama pek üstüne varmaz, ağzından Bursa'nın B'sini bile almaya çalışmazdım. İddialı bir adam değildin çünkü...

KAZANMAK DEĞİL, ADAM GİBİ OYNAMAK ÖNEMLİYDİ
Herkes doğup büyüdüğü toprağın takımını tutmalı, sokağından, mahallesinden çıkan adamları gidip alkışlamalıydı sana göre... Kazanmak değil, oynamak, ama adam gibi oynamak önemliydi. Ter dökmek, bedenin sınırlarını, dayanışmanın insana getirdiği olanakları sonuna kadar zorlamak ve tüm bunlara rağmen yine de başaramıyorsa kendisinden daha üstün olanın elini sıkmak, sporun alfabesinde ilk harfti. Senden hiçbir şeyi öğrenemediysem de, bunu öğrendim babacığım; yenilmeyi... Her seferinde daha iyi, daha güzel yenilip, yendiğim gün yenilenin halinden anlamayı... Senin ve 1971'de İzmir'de yapılan Akdeniz Oyunları'nın sayesinde sporun sadece futbol olmadığını çok erken bir yaşta öğrendim. Beni elimden tutup voleybol, basketbol maçlarına, atletizm yarışmalarına götürmüştün. Tabii bir de kule ve tramplen atlamaya... Klaus Dibiasi'yi gösterip, "Bak, bu adama dikkat et. Olimpiyat şampiyonu. Sırf o başarılı olabilsin, olimpiyatlarda madalya alabilsin diye İtalyan hükümeti onun yaşadığı küçük kasabaya kapalı yüzme ve atlama havuzu yapmış" diye çocukluk yıllarımın inci tanesi öykülerinden birini bir çırpıda anlatıvermiştin bana... İtalya'da Bolzano diye bir yer olduğunu ve oradan çıkan Dibiasi'nin, 1968'den 76'ya kadar olimpiyatlardan zengin bir madalya koleksiyonu yaptığını böyle öğrenmiştim. Onun heykelsi vücudunu, kuleden atlayıp bir zıpkın gibi suya gömülüşünü hayretle izlerken... Belki de bu yüzden, mıh gibi kaldı aklımda...

FUTBOLUN KISIR GÜNLERİ
Bursaspor'un Avrupa Kupaları'ndaki ilk ve en unutulmaz macerayı yaşadığı 1974-75 sezonunda, memleketi Kıbrıs'ta esir düşen kaleci Osman Uçaner'in yerine oynayan Rasim Kara ile yarattığı küçük çaplı mucizeler, koskoca Andy Gray'in takımı Dundee United'ı Deli Vahit'in inanılmaz füzesiyle geçmesi, ardından dönemin bileği bükülmez markası Dinamo Kiev karşısında ezilmeden top oynaması, 'İngiliz' diye bilinen Kemal'in döktürdüğü Avrupa Kupa Galipleri maçları, "İşte bak oldu. Bizim temelini attığımız takım, çıktı Türkiye'yi dışarıda temsil etti. Turlar geçti, devlerle başa baş oynadı," dedirtti sana... Sonra Sedat III ile kıvanç duydun, İzmir Atatürk Stadı'nın milli maçlara ev sahipliği yaptığı dönemde, Bursa'dan milli takıma çağrılan her futbolcuyla birlikte heyecanlanıp, kafanda "Acaba Coşkun Özarı falancayı oynatacak mı?" sorusuyla tribünlere koştun... Türk futbolunun kısır günleriydi. Sevinecek, gururlanacak pek az şey vardı. Bursaspor da ligde başaltı takım sayılmanın dışında bir şey üretemiyordu. O yüzden seninle şöyle doyasıya sevindiğimiz, havalara uçtuğumuz bir kare bulamıyorum. Bir Büyük Mehmet'in son dakikalarda gelen golüyle İzmir'de İsviçre'yi devirişimiz var, o kadar... 'Yemyeşil' kente Nejat Biyediç'in getirdiği heyecana, Musisi'nin başlattığı timsah yürüyüşüne, toprağı bol olsun, Macar Tulipan'ın golüyle kazanılan kupaya tanık olamadın. Ne tuhaf, ben çocukluk sevgilim Bursaspor'u tam da o kupayı kaldırdığı gün bıraktım babacığım, biliyor musun? Kupanın finali tarafsız bir saha yerine Bursa'da oynanınca... Seyirci avantajı yetmezmiş gibi, o dönemin başkanı Cavit Çağlar maçı acayip bir şova çevirince... Başlama vuruşundan önce sahanın ortasına helikopterle Bursalı maliye bakanı inince... Ruhumun kirlendiğini hissettim ve "Babam olsa o da bunları kaldıramazdı," dedim. Dört yıl kadar önce bir gün hasbelkader Saracoğlu Stadı'nda bir locadan maç izledim. Fenerbahçe ağırlıklı bir gruptu haliyle... Bir sezon önce Denizli'de, son maçta kaçan şampiyonluğu tartışıyorlardı. Memleketin anlı şanlı, çok saygın, artık usta mertebesine erişmiş reklamcılarından biri, purosunun dumanını savurarak "Onu bunu anlamam arkadaş," dedi: "Suç bizimkilerde. Maç 16 dakika uzatılmış, o arada o maçı satın alamayan yönetime ben yönetim demem."

BİLİRSİN HİÇ İÇMEM ASLINDA...
"Peki öyle alınmış maça, öyle kazanılmış şampiyonluğa utanmadan sevinebilecek miydiniz?" diye sormadım. Bana kulak vermeyeceği besbelliydi. İnsanların, hatta takımların dakikalar içinde kiloyla alınıp satıldığı bir dünyadan geliyordu üstat... Ve onun gözünde sahada canını dişine takarak ter dökenlerin birer böcekten farkı yoktu aslında... Ağzında purolarla localarda oturanları eğlendiren, onları muktedir kılan zavallı gladyatörler... Ama güzel kaybettik be babacığım, adam gibi kaybettik. Sonunda geçen pazar, 16 Mayıs gecesi, ruhun yukarıda, bulutların üzerinde bir yerlerde bayram ederken, belki de çok sevdiğin Vedat Okyar'la kadeh tokuştururken, sessiz bir çığlıkla sevindim ben de... Senin Bursaspor'un, Trabzon'dan sonra -ama çeyrek asır sonra- şampiyonluğu İstanbul'dan kapan Anadolu takımı olarak tarihe geçmişti artık. Sen bana böyle anlatmamıştın babacığım... Muhtemelen senin arkadaşların da böyle anlatmadılar çocuklarına... Onun için Bülent Ortaçgil'in dediği gibi "Biz hiç kaybetmedik desem yalan..."Etrafımdaki Fenerli dostları, en çok da saf bir sarı-lacivert aşkı babasından miras almış yol arkadaşımı üzmemek için, bağırmadan, çağırmadan, abartmadan bir selam göndermek istedim sana... Vaktin gece yarısını geçtiği dakikalarda, el ayak çekilince bir kadeh şarabın yanında bir sigara yaktım -bilirsin hiç içmem aslında. Günün anlam ve önemine uysun diye bir Bafra bulabilseydim keşke... Yoktu. Filtresiz bulmak çok zor artık. Derin bir nefesle kutladım seni babacığım.

Yiğiter Uluğ


2.7 milyon euroluk forma

İngiltere'nin ilk ve tek Dünya Kupası zaferini yaşadığı 1966 yılının final maçında, Sir Geoff Hurst'ün giydiği formaya gelmiş geçmiş en yüksek bedel biçilmiş: 2.7 milyon euro. Hurst'ün 2000 yılında 106 bin 750 euro'ya sattığı bu formayı 2008'de açıklanmayan bir fiyata satın alan koleksiyoncu Andrew Leslau, önceki değerinin 25 katına satma kararı almış. 44 yıllık formayı 1.16 milyon euro'ya sigortalatan Leslau'nun istediği rakam ödenirse bu forma, tarihe en pahalı forma olarak geçecek. Önceki rekor, 2002 yılında 183 bin 500 euro'ya satılan Pele'nin 1970 Dünya Kupası'nda giydiği formaya aitmiş.


24 05 2010

Inter zaferinin gazete sayfalarına yansıyanları



2010/11 Liverpool formaları



Belgesel: Timsah Yürüyüşü

İzlemek için tıklayınız.

***

"Türk futbolunda bir dönem sona erdi. Bursaspor, şampiyonluğa ulaşan beşinci takım olarak tarihe geçti. NTV Spor ekibi, şampiyonluğa giden bu uzun yürüyüşün son yedi haftasında yeşil beyazlıların yanındaydı. Tribün coşkusundan, deplasman yolculuklarına; soyunma odasından özel röportajlara kadar tüm unutulmaz anlar “Timsah Yürüyüşü” belgeseliyle ölümsüzleşti. NTVSpor'a bu güzel belgesel için teşekkür ediyoruz."


23 05 2010

Final Madrid 2010:
Bayern Münih 0 - 2 Inter

Sahada büyük bir golcü (Diego Milito), büyük bir teknik direktör (Jose Mourinho), büyük bir stoper (Lucio), büyük bir pasör (Sneijder), büyük bir kaleci (Julio Cesar) ve inanmış büyük bir takım vardı. İnanan kazanıyor, hakettiler kazandılar. Finalin çok derin bir analizini, FutbolDergisi Haziran sayısında, tarafımca yazılacak olan yazıda bulabileceksiniz. Blogdan şimdilik bu kadar, ama görsel anlamda bol bol fotoğraf ekleyeceğim.
Maçtan hemen sonra şu görüntü insanın tüylerini kaktüs kaktüs ediyor. "Biz ne zaman böyle büyük sevinçler yaşayacağız?" diye düşünüyoruz uzun uzun ve sonra uykumuza çekiliyoruz. Arkadaşlar, uykulardan uyansın..


22 05 2010

22 Mayıs 1963

"Tarihte bugün" yapıyorum günün anısına. Tam 47 yıl önce bugün, 45.700 kişinin izlediği maçta, Wembley Stadı'nda, Avrupa Kupası Finali'nde Milan ile Benfica karşılaşmıştı. İlk gol 18.dakikada Benfica'nın süperstarı Eusebio'dan gelmiş, ilk yarı böyle bitmişti. 58.dakikada Altafini çıkmıştı sahneye. Durumu eşitleyip, ardından 66'da bir gol daha atarak kupayı italyanlara getirmişti. İzlemişim gibi anlatmış olabilirim, alakası yok elbette. Bakalım 47 yıl sonra bugün, Milano şehrinin diğer takımı olan Inter, Santiago Bernabeu'da Bayern Münih'i geçip kupayı kazanabilecekmi. Favorim, kesinlikle Inter.


Adidas F50 Adizero



2010/2011 Inter deplasman forması

Sadece deplasman formasını paylaşmak istedim zira diğer formanın bu yılkinden pek bir farkı yok. Nike bu sezon özellikle deplasman formalarındaki farklılıklara eğilmiş gibi görünüyor. Bu forma da şahane olmuş.


2010/2011 Barcelona formaları

Pek bir değişiklik yok 1.formada ama 2.forma enteresan gözüküyor. Nike futbolda gerçekten zirvede artık. Bu bir gerçek. Adidas'ın üstünlüğü Fransa 98'den sonra sanki Nike ve Puma'nın elinde dağılmış geçmiş gibi. Arada bir güzel Umbro ve Diadora formalar da görüyoruz üstelik.


Final Madrid 2010:
Bayern Münih - Inter #2



Final Madrid 2010:
Bayern Münih - Inter #1

Bayern Münih - Inter
Yer: Santiago Bernabeu, Madrid
Tarih: 22 Mayıs 2010
Saat: 21:45
Hakem: Howard Webb (İngiltere)
Yayın: Star TV

Bayern Münih: Butt; Lahm, Van Buyten, Demichelis, Badstuber; Robben, Schweinsteiger, Van Bommel, Hamit Altıntop; Müller, Oliç.

Inter: Cesar; Maicon, Samuel, Lucio, Zanetti; Stankovic, Sneijder, Cambiasso; Eto’o, Milito, Pandev.


Araf

Mor ve Ötesi'nin son albümünün en güzel parçası olarak düşünüyorum. Çoğu dinleyici de böyle düşünüyor. Sözlerini aşağıda paylaşıyorum, dinlemek için ise sizi şuraya alabilirim.

kalbin işine bak,
yüzüne bakamaz.
ağlar durur sen uyurken,
yalnız olamayan böyle mi yapar?
dersen anlarım..

aşkın içine bak,
en güzeline.
hem var hem yok mu?
bile bile..
adalet yok ya,
canımı yakar bu sessizlik..

yerimi bilmem,
bilmem ne taraftayım.
sesimi duymam,
ne zamandır araftayım.

kimler varmış içimde,
yoklama yaptım.
deliler çıktı, cellatlar,
bir de şeytanlar..


kalbin işine bak,
yüzüne bakamaz.
ağlar durur,
sen uyurken..